ABD’li uzmanlar, beyinde anıların oluşum anı sırasında hücreler arasındaki...
Bilimadamları, beyindeki anıların haritasını çıkarmanın yolunu açacak bir keşif yaptı.
Araştırmada, bir farenin labirentte yolunu bulmasına kadar geçen süre içinde, beynindeki sinir hücreleri arasında 10 bin sinaps, yani kimyasal haberleşme olduğu anlaşıldı.
Bunu anlamak için ilk fare grubunun labirentte serbestçe dolaşmasına izin verildi, ikinci gruba hafıza kaybına neden olan ilaç verildi, üçüncü grup ise kontrol amacıyla kullanıldı. Sonuçlar ise üç grubun beyin faaliyetleri karşılaştırılarak elde edildi.
İncelenen bölgedeki sinir hücrelerinin her zamankinden daha güçlü şekilde birbirlerine bağlandıkları tespit edildi.
Uzmanlara bakılırsa bu sayede ileride insan beynindeki anıların haritası dahi çıkarılabilir.
.Avustralyalı bilim adamları, öğrenmeyi gerçekleştiren beyin fonksiyonlarının, hava karardıktan sonra daha iyi çalıştığını ortaya çıkardı. İnternetteki www.sciencedaily.com'un haberine göre, Avustralya'daki Adelaide Üniversitesi doktora öğrencisi Martin Sale ve ekibi, günün değişik zamanlarının, beynin çalışmasını doğrudan etkilediğini, özellikle akşam ve gece saatlerinin daha iyi öğrenme gerçekleştirmek için uygun zamanlar olduğunu tespit etti.
Uyarılmış beyin sinirleri aktivitesini ölçmek isteyen Sale ve 16 kişiden oluşan ekibi, bir deneğin başına koydukları manyetik sargıyı, kablolarla deneğin elinin içine yerleştirilmiş elektrikli uyarıcıya bağladı. Genç araştırmacılar, günün belli zamanlarında, deneğin elinin hareketleriyle beynin kapasitesi arasında bağ olduğunu, deneğin akşam saatlerinde bir şeyler öğrenmeye çabalamasının, sabah saatlerine göre beyinde daha geniş bir alandaki sinirleri çalışmak için tetiklediğini keşfetti.
Moleküler ve Biomedikal alanda uzman olan Sale, yaptığı rehabilitasyon terapisiyle ilgi açıklamada, "Sabah ve akşam gibi günün farklı zamanlarının organizma üzerindeki forksiyonları nadir görülür. Organizmalar, 24 saatlik aydınlık ve karanlık düzenine adapte olarak, tersi durumların yıkıcılığından kaçarlar. Mesela bazı bitkiler gündüz açarken, bazıları gece açar. İnsanlarda ise bu tür ritimleri, pek çok bedensel foksiyonun kontrol ettiği çeşitli hormonlar yönetir" dedi.
Hava karardığında beynin daha iyi çalıştığına dair benzer bir araştırma, 2003 yılında Almanya'nın Köln Üniversitesi'nde de yapılmıştı. Deneye katılan 18 - 32 yaş arasındaki 108 kişide, gecenin ilerleyen saatlerinde beynin problem çözme mekanizmasının daha verimli çalıştığı ortaya çıkmıştı.
.
İnsan vücudu mucizelerle dolu. İşte insan anatomisi ile ilgili sırlardan bazıları:
*O kadar çok karbon taşırız ki bunları bîr araya toplayıp kullanmak mümkün olsa; 9000 adet kurşun kalem yapabiliriz. 2200 kibrite yetecek kadar fosforumuz, 250 gramdan fazla sürfürümüz, bir kaşık dolusu muz mağnezyummuş, 5 cm boyunda bir çivi yapacak kadar demirimiz vardır.
*Vücudumuzda 25 milyar oksijen alıcı kırmızı kan yuvarlakları bulunmaktadır. Bunları bir yüzey üzerine yayacak olursak 2570 metre karelik bir alanı kaplar.
*Bebekken 270'den fazla kemiğimiz varken, büyüdükçe bunların bazısı birbiriyle kaynaşarak sonunda sadece 206 kemikle kalırız.
*Kalbimiz normal olarak dakikada 70-72 kere atar. Bu atışa göre, 70 yaşındaki insanın kalbi 2500 milyon kere atmış ve bu süre içindede 167561600000 kilo kan, damarlarımıza pompalamıştır
*Normal bir vücut ısısı ile, insanın dayanabileceği en sıcak suyun ısısı 110°C 'dir.
*Normal bir insan vücudunda bulunan elektrik, 25 Wattlık bir lambayı dakikalarca yakabilir.
*Esmerlerde 120 bin, sarışınlarda ise 140 bin adet saç teli vardır. Her geçen gün başımızdan 25.000 arasında saç teli kopar ve yerine yine aynı sayıda yenileri çıkar.
*Tek bir dakika içerisinde 1025 cm küplük havayı içimize çeker, 4 kilograma yakın kanı vücudumuz içinde devrederiz.
*Yapılan araştırmalara göre 6 dakika su altında kalabilir, 20 dakika nefesimizi tutabilir, sıfırın altında 103 derecelik bir soğuğa karşı koyabiliriz. 30 gün aç 110 saat da uykusuzluğa dayanabiliriz.
*Tırnaklarımız bir yılda 3,75 metre kadar uzar.
*İnsan doğduktan bir kaç gün sonraya kadar, hiç birşey duymayacak kadar sağırdır.
*Vücudumuzda bulunan yağla 7 iri sabun kalıbı yapabiliriz..
Uluslararası bir çalışmanın sonuçları, 220 milyon yıl önce kaplumbağaların evlerini sırtlarında taşımadığını ortaya koydu. Çin’in güneybatısında, bugüne kadar bulunan en ilkel tür olarak değerlendirilen ve “Odontochelys semistestacea” adı verilen bu türe ait fosiller, bu hayvanların önceleri sırtlarında kabuk yerine kaburga kemiği bulunduğunu, buna karşılık vücutlarının karın tarafında, günümüz kaplumbağalarınınkine benzer plastronların olduğunu gösterdi.
Nature dergisinde yayınlanan araştırmanın sonuçları, söz konusu dönemdeki kaplumbağaların kabukları ve vücut gelişimleri hakkında önemli bilgiler verdi.
Kanada Doğa Müzesi paleontologlarından Profesör Xiao-chun Wu, fosillerin incelenmesinin kaplumbağaların kabuklarının kaburga kemiği ve omurilikten gelişerek oluştuğu tezini doğruladığını söyledi.
Çin, Kanada ve ABD’den araştırmacılardan oluşan ekibin başındaki Xiao-chun Wu, bu oluşum sürecinin günümüzdeki genç kaplumbağaların geçirdiği süreçle aynı olduğunu belirtti.
Avustralya’daki “Centenary Institute”, modern teknolojiyi kullanarak, bağışıklık sisteminin enfeksiyona nasıl cevap verdiğini gerçek zamanda görüntülemeyi başardı. Enstitütünün, Bağışıklık Görüntüleme programı başkanı Profesör Wolfgang Weninger, çoklu foton mikroskopisini kullanarak, derideki, sinir hücresine giden ince lifleri incelediklerini, hücrelerin, normal şartlarda derinin en üst tabakasında sakin görüldüğünü, bir alt tabakada ise patojeni bulmak için devamlı bir hareketlilik olduğunu belirtti.
Softpedia’nın internet sitesinde verilen habere göre, yeni teknolojinin kullanılmasıyla, derinin faaliyetlerinin ve derideki Leishmania parazitinin tanımlanabilmesinin yanısıra, hastalığa neden olan maddenin (patojen) yayılması, bağışıklık sisteminin bunu engellemek için ne yaptığı tam olarak gözlemlenebildi.
Weninger, Leishmania enfeksiyonunu tanımlamanın ve parazitin, hücreler tarafından toplanmasını, bu sürecin vücudun geneline yayılmasını gözlemlemenin kendilerinde büyüleyici bir etki bıraktığını söyledi.
Artık, patojenlerin bağışıklık sistemi tarafından nasıl tanımlandığı ve bu sürece hangi hücrelerin dahil olduğu konusunda genel bir kanıya sahip olduklarını belirten Weninger, bunun, Leishmania enfeksiyonunun kaldırılmasını sağlayan moleküllerin teşhisi üzerinde çalışabilecekleri anlamına geldiğini ifade etti.
Weninger, bununla beraber, bağışıklık sisteminin diger enfeksiyonlara nasıl cevap verdiğinin de incelenebileceğini, böylece daha etkili sonuç veren ilaçların yolunun açılabileceğini belirtti.
« Önceki ::